Pupa ve Ayna – Aziz Karakuş | Kitap Tanıtımı ve İncelemesi
Aziz Karakuş’un Pupa ve Ayna kitabı; insanı, toplumu, ahlakı, vicdanı ve modern hayatı sorgulayan düşündürücü denemelerden oluşuyor.

Pupa ve Ayna: İnsanın Kendine Doğru Çıktığı Uzun Yolculuk
Aziz Karakuş’un Metodoloji Yayınları’ndan çıkan Pupa ve Ayna adlı kitabı; insanı, toplumu, inancı, ahlakı, zamanı ve modern dünyanın açmazlarını sorgulayan denemelerden oluşuyor. Okura hazır hükümler sunmak yerine onu kendi vicdanıyla baş başa bırakan eser, gündelik hayatın içinden aldığı küçük hadiselerden insanın büyük meselelerine uzanan düşünsel bir yolculuk teklif ediyor.
Bazı kitaplar cevap verir. Bazıları ise insanın yıllardır cevap verdiğini sandığı soruları yeniden sordurur.
Pupa ve Ayna, ikinci yolu tercih eden kitaplardan biri.
Aziz Karakuş, kitabında okuru bir düşüncenin peşinden sürüklemekten çok onun önüne bir ayna koyuyor. Bu aynada bazen çocukluğumuzu, bazen öfkemizi, bazen kibrimizi, bazen inancımızı, bazen korkularımızı, bazen de farkına varmadan dönüştüğümüz insanı görüyoruz.
Belki kitabın adı da tam burada anlam kazanıyor: Pupa ve Ayna.
Pupa, dönüşümü; ayna ise yüzleşmeyi çağrıştırıyor.
İnsan değişmeden önce kendisini görebilir mi?
Kendisini görmeden gerçekten değişebilir mi?
Kitabın temel gerilimi biraz da bu iki soru arasında kuruluyor.
Büyük Meselelere Küçük Kapılardan Giren Bir Kitap
Pupa ve Ayna klasik anlamda birbirini takip eden bölümlerden oluşan tek bir anlatı değil. Kitapta “Cehalet”, “Çocuk”, “Çiftçi”, “Güç”, “İyi Niyet”, “Kaygı”, “Küçük”, “Millet-Adalet”, “Öfke”, “Seçim”, “Tarih”, “Umut”, “Uzak”, “Yazmak” ve “Yol” gibi pek çok başlık üzerinden insanın hem kendi iç dünyasıyla hem de yaşadığı toplumla ilişkisi sorgulanıyor.
Aziz Karakuş bunu yaparken akademik bir mesafeye sığınmıyor. Nasrettin Hoca fıkralarından Yunus Emre’ye, Mevlâna’dan Nurettin Topçu’ya; ayetlerden hadislere, türkülerden şiirlere ve gündelik hayatın sıradan görünen hadiselerine uzanan geniş bir çağrışım dünyası kuruyor.
Bir çiftçinin tarlası bir anda insanın gönlüne dönüşebiliyor.
Bir çocuk, yetişkinlerin kaybettiği masumiyetin aynası olabiliyor.
Bir Nasrettin Hoca fıkrası, sayfalarca anlatılabilecek toplumsal bir meselenin kapısını birkaç cümleyle açabiliyor.
Bir duvar yazısı, kimi zaman uzun bir konferanstan daha fazla şey söyleyebiliyor.
Çünkü yazarın meselesi bilgiyi çoğaltmaktan çok, bilginin insanda neye dönüştüğünü sorgulamak.
“Bilmek” ile “Olmak” Arasındaki Mesafe
Kitabın en güçlü damarlarından biri tam da burada ortaya çıkıyor.
İnsan çok şey bilebilir.
Peki, bildikleri onu daha merhametli yapmış mıdır?
Daha adil?
Daha mütevazı?
Daha vicdanlı?
Daha insan?
Pupa ve Ayna, bilgiyi başlı başına bir üstünlük olarak kabul etmiyor. Bilginin ahlak, vicdan ve irfanla buluşmadığında insanın elinde bir kırbaca, gösteriş aracına hatta tahakküm vasıtasına dönüşebileceğini hatırlatıyor.
Bu nedenle kitap boyunca ilim ile irfan, güç ile adalet, görünmek ile olmak, korku ile kaygı, çokluk ile bereket, öfke ile merhamet, söz ile hâl arasında gidip gelen bir sorgulamayla karşılaşıyoruz.
Yazarın “İlim Yolcusu” başlığında Yunus Emre’ye dönmesi bu bakımdan tesadüf değil:
“İlim ilim bilmektir,
İlim kendin bilmektir...”
Kitabın pek çok sayfasında hissedilen temel mesele de budur:
İnsanın dünyayı bilmesinden önce kendisini bilmesi.
Çocuğa, Zamana ve Kaybettiğimiz Şeylere Dair
Pupa ve Ayna yalnızca toplumsal eleştirilerden oluşan sert bir deneme kitabı değil.
Eserin oldukça kırılgan, şefkatli bir tarafı da var.
Özellikle çocuklar üzerine yazılan bölümlerde bu duygu belirginleşiyor. Çocuk, yazar için yalnızca korunması ve yetiştirilmesi gereken biri değildir; aynı zamanda yetişkinin kendisini görebileceği en berrak aynalardan biridir.
Çocukların büyümesinden zamanın geçtiğini, onların masumiyetinden kendi kayıplarımızı, onların sorularından cevaplarımızın ne kadar yetersiz olduğunu fark ediyoruz.
Bu nedenle kitap zaman zaman sertleşirken bir anda duruluyor.
Bir çocuğun eli, bir çiftçinin tarlası, seher vakti, iğde ve hanımeli kokusu, bir dostun sözü ya da eski bir hatıra düşüncenin yönünü değiştirebiliyor.
Karakuş’un denemelerini okunur kılan özelliklerden biri de bu geçişler.
Görünmek mi, Olmak mı?
Kitabın çağımıza yönelttiği en dikkat çekici eleştirilerden biri “görünmek” ile “olmak” arasındaki uçurum.
Modern insan artık yalnızca yaşamıyor; yaşadığını göstermek istiyor.
İyilik yapıyor ve görülmek istiyor.
Başarıyor ve alkışlanmak istiyor.
Konuşuyor ve duyulmak istiyor.
İnanıyor ve inancının dahi görülmesini istiyor.
Yazar bu teşhir kültürünü siyaset, din, eğitim, sosyal hayat ve bireysel ilişkiler üzerinden sorguluyor.
Fakat eleştiri okları yalnızca “ötekilere” yönelmiyor.
Okur da bundan payını alıyor.
Hatta zaman zaman yazarın kendisi de...
Çünkü Pupa ve Ayna'nın önemli özelliklerinden biri, insanı sürekli başkasının kusuruna bakan güvenli koltukta bırakmaması.
Ayna eninde sonunda bize dönüyor.
Cevaplardan Çok Soruların Kitabı
Aziz Karakuş’un denemelerinde soru işaretleri oldukça fazla.
Bu bilinçli bir tercih.
“Güç nedir?”
“Gerçekten kazanmak neydi?”
“İnsan niçin yazar?”
“İnsan niçin yaşar?”
“İyi nedir?”
“Kötü nedir?”
“Kim büyük, kim küçük?”
“İnsan kendisini nasıl bulur?”
Bu soruların bazılarının ardından cevaplar geliyor, bazılarının ardından ise sessizlik.
Belki de kitabın edebî tarafını güçlendiren unsurlardan biri bu.
Çünkü yazar okura sürekli ne düşünmesi gerektiğini söylemek yerine zaman zaman onu soruyla yalnız bırakıyor.
Ve bazı soruların cevabı, kitabın sayfalarında değil, okurun kendi hayatında aranıyor.
Neden “Pupa ve Ayna”?
Kitabı bitirdiğinizde başlıktaki iki kelimenin tesadüfen yan yana gelmediğini daha iyi hissediyorsunuz.
Pupa, henüz tamamlanmamış bir dönüşümün mekânıdır.
Eski hâl artık sürdürülemez ama yeni hâl de henüz ortaya çıkmamıştır.
İnsan da böyledir.
Ayna ise dönüşümden önce kaçınılmaz olan yüzleşmedir.
Kendi kibrini, korkusunu, cehaletini, öfkesini, iyi niyetini, sevgisini, inancını, çelişkilerini ve yaralarını görmeden insanın değişebilmesi ne kadar mümkündür?
Bu yüzden Pupa ve Ayna, yalnızca topluma tutulmuş bir ayna olarak okunmamalı.
Ayna önce okuyucuya dönüyor.
Pupa ve Ayna Kimlere Hitap Ediyor?
Aziz Karakuş’un Pupa ve Ayna kitabı; deneme okumayı seven, Yunus Emre ve Mevlâna’nın düşünce dünyasına yakınlık duyan, Nurettin Topçu gibi isimlerin açtığı ahlak ve medeniyet tartışmalarına ilgi gösteren, modern hayatı yalnızca ekonomik ve siyasi kavramlarla değil vicdan, ahlak, merhamet ve irfan üzerinden de sorgulamak isteyen okurların ilgisini çekebilecek bir eser.
Fakat kitabı yalnızca “düşünce kitabı” olarak tanımlamak da eksik kalır.
Çünkü sayfalarında çocuklar var.
Çiftçiler, dervişler, yolcular, dostlar, garipler var.
Nasrettin Hoca var.
Şiir var.
Öfke var.
Merhamet var.
Ve bütün bunların ortasında kendisini anlamaya çalışan insan var.
Belki Pupa ve Ayna'yı en iyi anlatan şey de budur:
Bu kitap dünyayı değiştirecek büyük reçeteler dağıtmaktan önce insanı kendi aynasının karşısına çağırıyor.
Çünkü bazen hakikate giden en uzun yol, dünyayı dolaşan değil, insanın kendisine doğru yürüdüğü yoldur.
Kitap Künyesi
Kitap: Pupa ve Ayna
Yazar: Aziz Karakuş
Yayınevi: Metodoloji Yayınları
Tür: Deneme / Düşünce
Beğen, Paylaş ve Yorum Yap
Diğer sosyal mecralarda da paylaşmayı sakın unutma :)
